Prof. Dr. Mansur BEYAZYÜREK

Site İçi Arama


Bilimsel Çalışmalarda
Güncel Yazılarda

Aktiviteler

Aşağıdaki forma üye olarak Prof. Dr. Mansur BEYAZYÜREK'in etkinliklerinden haberdar olabilirsiniz.

Adınız Soyadınız


Mail Adresiniz


Güncel Yazılar

BENİM YÜZYILLIKLARIM (1) BEŞİKTAŞ

    2003 yılının son günlerindeyiz.Bitirmekte olduğumuz yıl ile ilgili muhasebeler yapmaya başladık. Acısıyla, tatlısıyla geride kalacak bir yıl daha.
    Dönüp baktığımda bana en ilginç gelen şey, kendimle çok ilgili 3 kurumun yüzyıllarla kökleşen yıldönümü kutlamalarıydı. Onları yazarak kutlamalara bir parça katkı, yaşadığım heyecanları sizinle paylaşmak ve bendeki yerlerini aktarmak istedim.
    İlk yazı 100. yılını kutlayan taraftarı olduğum Beşiktaş,
    Bir kulübün taraftarı olmak, ona gönülden bağlanmak birçok anlamı içinde taşır. Sahalarda oynanan oyundan, maçlardaki heyecanlardan başka şeylerdir taraftar olmak. Beşiktaşlı, Fenerbahçeli, Galatasaraylı olmak bizi oluşturan kimlik özelliklerimizin bir parçasıdır. Dünyanın birçok ülkesinde benzer klüp taraftarlıkları vardır.
    Ben Beşiktaşlıyım. Ne zaman, nasıl Beşiktaşlı oldum hatırlamıyorum. Büyük klüplerin taraftarı olmak çok küçük yaşlarda başlar ve genellikle ölünceye kadar kimliğinin bir parçası olarak devam eder. Ülkemizi, siyasetçilerimizi eleştiririz, sorunlarımızı en acımasız şekilde ortaya koyabiliriz. Ama bunu bir yabancı yaparsa tek vücut olup karşı koyarız, öfkeleniriz. Bir büyük kulübü günlük iniş çıkışlarla eleştirmek (özellikle ne olduklarını belli edemeyen başkaları tarafından) bu nedenle öfke, şiddet uyandırır. Bu Beşiktaş için de, Fenerbahçe için de, Galatasaray için de aynıdır. Neyse ben Beşiktaş’ıma dönmek istiyorum.
    Bu yıl yapılan 100. yıl kutlamaları gerçekten muhteşemdi. Beşiktaş olarak Türkiye’de ilk 100. yılını kutlayan takımız. Darısı diğer büyük klüplerimizin başına diyelim.
    Aileme dönüp baktığımda bütün kardeşlerimin, dayılarımın, Tahsin amcamın Beşiktaşlı olduğunu görüyorum. Çocuklarımın da tabi. Kısaca biz büyük bir Beşiktaş ailesiyiz.
    Sevgili Atlan ve Tuğrul ile 100. yıl sohbeti yaptığımızda söylemiştim, Beşiktaş başka bir olgudur. Ayrıcalıktır Beşiktaşlı olmak. Siyah ve Beyaz yaşamımızda daima olan renklerdir. Doğum ve ölüm gibi, gece ve gündüz gibi, sevinç ve hüzün gibi. Siyah – Beyaz aşkı işte böyle bir şeydir benim için. Beşiktaş’ta oynayan her sporcuda bu aşkı görmek isteriz. Ve genelinde de böyledir. Sinan Engin’in Ankaragücü’nde Beşiktaş’a karşı oynarken ilk dakikalarda oyundan alınmak isteyişini unutamıyorum. Ali Cansun’un Gençlerbirliği’ne giderken yaşadığı hüzün belleklerimizde çok taze.
    Beşiktaşlı taraftar, sporcu ne kadar profesyonel olursa olsun siyah – beyaza gönül bağlılığı istiyor. Beşiktaş’ın başarılarında hep o gönül insanlarının imzası var. Siz sporcular biz taraftarlara yaşama keyfi, Beşiktaşlı olma heyecanı, mutluluklar tattırdınız. Aramızdan ayrılanları rahmetle anarken, yaşayan ölümsüzlerimizi sevgiyle minnetle selamlıyorum.
    1962 yılından bu yana Dolmabahçe’de Beşiktaş’ın maçlarını izlerim. Daimi yatılı okuduğum orta okul – lise yıllarımın hafta sonlarının heyecanla sabırsızlıkla beklediğim zamanlarıydı maç saatleri. Çocukluk – ergenlik – gençlik – orta yaş dönemlerimin heyecanlarında, mutluluklarında, hüzünlerinde ayrı bir yerde ama hep vardı siyah – beyaz Beşiktaş.
    1967 – 1982 şampiyonluğa hasret geçen 15 yılı bazı maçlardan hüzünlü, öfkeli çıkardık. Pazartesi sabahları da hafta sonunu beklemek başlardı. Bağımlılıktır taraftar olmak. Bağımlılıkta yaşanan mutluluklar, kızgınlıklar, sabırsızlıklar, yoksunluk, hep yaşanır taraftar olmakta. Dereceleri var tabi taraftarlığın. Açık tribünde, kapalıda olmakla, protokolde maç seyretmek arasındaki farklar gibi. Maçları seyrederken doyasıya yaşarım sevinçlerimi, hüzünlerimi. Gözlerim bazen protokol – basın tribünlerine takılır. Orada da taraftarlar vardır. Genelde maske bir yüzle izlerler maçları. Stadın genel seyircisi içinde azınlıktır onlar. Mutsuz azınlık. Ve acırım onlara. Taraftarlığını belli edemeyen yorumculara da, yazarlara da acırım. Düşünebiliyor musunuz bizim yaşadıklarımızı yaşayamıyorlar. Ne büyük eksiklik!
    Kuzenim Meriç 30 yıldır ABD’de yaşıyor, Beşiktaş’ı günü gününe izler ve karşılaşmalarımızda hemen Beşiktaş sohbeti başlar. Oralarda TV’den izlediği Beşiktaş’ı statta canlı izleyemeyişinden yakınır. Yine 30 yıldır İsviçre’de yaşayan lise yıllarından arkadaşım Eşber aynı duyguları dile getirir. Evet, Meriç’le, Eşber’le, Aris’le, kardeşlerimle, çocuklarımla ve daha birçok Beşiktaşlı yakınlarımla doyasıya yaşarız Beşiktaş’ı. Sahada alınan sonuçlar çok daha sonradan gelir, önemli olan Beşiktaş’ı, siyah – beyazı yaşamaktır.
    Teşekkürler Beşiktaş’ım.
    Teşekkürler siyah – beyaz aşkım.
Yaşattıkların, yaşatacakların için.
Daha nice 100 yıllara.


Saygı ve sevgilerimle,
Prof. Dr. Mansur Beyazyürek